Ana Sayfa Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun.

Çiçek Hikayeleri

  SEDEF ÇİÇEĞİ
Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun, Nine'nin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını... Ve hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi, hakim...
"Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun...?" Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı... "Bu herif yetti gari, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda... Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu, kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından... Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti.. Herkes onu dinliyordu.. Yaşlı kadının gözleri doldu... Ve devam etti...
"Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim... O bilmez... 50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm.. Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim... Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla sulayacağım onu diye... İyi gelirmiş dedilerdi... 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi... Ta ki geçen geceye kadar... O gece takatim kesilmiş.. Uyuyakalmışım... Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim... Hayatımı, umudumu her şeyimi verdim... Ondan hiçbir şey göremedim.. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim.... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim"
Hakim, yaşlı adama dönerek ; "Diyeceğin bir şey var mı baba" dedi.
Yaşlı adam bastonla zor yürüdü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi.
"Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadime’mi de orada tanıdım... Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim... O çiçeklerle doludur bahçesi... Kokusuna taptığım perişan eder yüreğimi... İlk evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm... Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi.. Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin dedi... Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun... lafım geçmedi... O günlerde tesadüf bu çiçek kurudu... Ben ona gece sularsan geçer dedim.. Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim... O sevdiğim kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim... Her gece o çiçek ben oldum... Sanki... Ona bu yüzden tapabilirdim..." dedi adam o yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle...

"Her gece o yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki suyu boşalttım... Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey.. Geçen gece de... Yaşlılık.. Ben de uyanamadım.. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı amma, kadınımın boynu yine azabilirdi... Suçlandım.. Sesimi çıkartamadım..."

O an Mahkeme salonunda her şey sustu... Ertesi sabah gazeteler "Sedef susuz kaldı" diye yine yalnızca neticeyi haber yaptılar..
 KELEBEKLE PAPATYA

Mevsimlerden İlkbahar Mayıs ayının sekizinci günü
Uzak, çok uzak kırlarda yalnız başına bir papatya
Duruşu sanki sarı saçlı bir gelin gibi heybetli
Birden bir kelebek kondu üzerine,
Papatya korkak.ürkek ve çekingen
Ama kalbinde tuhaf bir duygu, belkide hiç yaşamadığı
Bu duyguyu anlayamıyordu,ama çok güzeldi
Hafif hafif esen rüzgarla sallanarak kovalamaya çalışıyordu Kelebeği
Ama buna da razı olmuyurdu yüregi sarılıyordu Kelebeğine
Kelebek Polenlerini emmeye başladığında bir garip oluyordu
Kendisinden geçiyor kalbindeki tuhaf bu duygu acaba aşk mıydı
Ama çok güzeldi Titretiyordu onu, korkuyor ama istiyordu kelebeğini
Uçmasını istemiyordu, Kelebeğinin bir başka çiçeğe
Sarmıştı Kelebekde kanatlarıyla Papatyasını sımsıkı
O da yaşıyordu papatyanın yaşadığı o güzel garip duyguları
Aşık olmuştu birbirlerine,herhalde, aşk dedikleri bumuydu, 
Kalmamıştı papatyanın korklağı, ama yine de çekingen ve ürkek
Sımsıkı sarıldılar birbilerine, öpüştüler, seviştiler,seviştiler
Kelebek bırakmak istemiyordu Papatyasını kırlarda 
Koparttı Papatyasını Canından can vemek için
Kanatlarıyla sardı Papatyasını ve uçmaya başladılar
Uçarken öpüşüyorlardı, dudak dudağa sonsuza doğru
Kanat salladılar bir başka kırlara mutluluğa doğru
Ama bilmiyorlardı ki bu dünyanın üç günlük olduğunu.


 Ölümsüz Kırmızı Güller 

Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla
adaştı da. Rose... Gül... Kocasının sevgili Rose'u... Her yıl
Sevgililer Günü'nü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla
süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan.
Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına
bırakılmıştı..Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte..
Her yıl güllere iliştirdiği karta aynı cümleleri yazardı:
"Seni, geçen sene bugünkünden, daha çok seviyorum..."
Birden, bunların son gülleri olduğunu düşündü.. Önceden
ısmarlanmış olmalıydı.. Öleceğini nasıl bilebilirdi?..
Zaten her seyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi,
yumurta kapıya gelmeden...

Gülleri özenle içeri taşıdı..saplarını kesti, vazoya yerleştirdi..
Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine gülümseyen
fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda
oturup saatlerce güller ve fotoğrafı seyretti sessizce.. Bitmek
bilmeyen bir yıl geçti.. Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl..
Sonra bir sabah kapı çalındı.. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi..
Kırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi..
Sevgililer Günü'nü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık
içinde doğru telefona gitti. Çiçekçi dükkanını aradı...
Onu bu kadar üzmeye kimin hakkı vardı ?

"Biliyorum" dedi, çiçekçi.. " Eşinizi geçen yıl kaybettiniz..
Telefon edeceğinizi de biliyordum.. Bugün size yolladığım gülleri
çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemisti.. Hep öyle
yapardı zaten, hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var.
Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı,
kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum..
Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart..."
Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapattı.
Parmakları titreyerek zarfı açtı..

" Merhaba gülüm" diye başlıyordu, kart.. " Bir yıldır ayrıyız.
Umarım senin için çok zor olmamıştır. Yalnızlığınıı ve acılarını
hissedebiliyorum. Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim
kimbilir? Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor.
Seni kelimelerle anlatılmayacak kadar çok sevdim. Harika
bir eştin dostum, sevgilim benim... Sadece bir yıldır ayrıyız.
Kendini bırakma. Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum.
Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak.
Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu ve
kutsandığımızı düşün. Seni hep sevdim.. Her zaman da
seveceğim. Ama yaşamalısın. Devam etmelisin... Lütfen..
Mutluluğu yeniden yakalamaya çalış. Kolay değil,
biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim....

Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam
edecek. O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak,
eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra
emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip
seninle yeniden ve ebediyyen kavuştuğumuz yere bırakacak..
SENİ SEVİYORUM GÜLÜM..."

 

 

Kavak Ağacı ile Kabak

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş.
Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. 
Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş.
Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye,
soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.
♥ Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. 
Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.♥

 

 


DERT AĞACI !...

Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği onun işe bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı reddetmişti. Onu evine götürürken yanımda adeta bir 
taş gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti. Eve... doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu.
Kapı açıldığında ; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi.Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde ; ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı 
sordum.
---"O,benim dert ağacım," dedi. "Elimde olmadan işimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar, evime, eşime ve çocuklarıma ait değil.Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken o ağaca asıyorum. Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum."

" Öfkeyle geçen her dakikanız, mutluluğunuzdan çalınmış 60 saniyedir."

 

 

 Bir Babanın Kızına Mektubu 

 
Sevgili kızım,

Bugün on yedi yaşını bitirip, on sekiz yaşına basıyorsun. Artık kendine yön verebileceğin bir çağa geldin demektir bu. Kısa bir süre sonra evleneceksin kuşkusuz. Önce sana şunu söylemek isterim. Beyaz gelinliğinin içinde, evleneceğin adama doğru ilerlerken, üzerinde taşıdığın elbisen kadar temiz ve saf olmalısın. Yanlış davranışlarda bulunur ve bunun kimse tarafından anlaşılmayacağını düşünerek huzuru aramaya kalkarsan, yanılırsın kızım. Çünkü senin vicdanın, seni cezalandırır ve mutlu olmadığın gibi, mutlu da edemezsin.

Tüm hayatını etkileyecek bu tür serüvenlerden uzak dur. Çok erkek arkadaşla gezip dolaşmak sizin yaşlarınızda belki gurur vericidir ama, dikkat etmez ve bu arkadaşlık sınırını aşacak olursan, ne gururun ne de haysiyetin kalacaktır. Bunu sakın unutma kızım.

Evlendikten sonra önünde, yepyeni ve bambaşka bir hayatın belirdiğini göreceksin. Bunun güzel ve çekici yanları olduğu kadar, zor ve üzücü yanları da olacaktır.

Evlilikte hiç unutmaman gereken önemli noktalardan biri, kocana olan bağlılığını ve onunla gurur duyduğunu sık sık belirtmendir. Çünkü aile içinde duyacağın huzur ve mutluluk buna bağlıdır. İşinden dönüp eve geldiğinde, kocanı daha kapıdan girerken güler yüzle karşılamalısın. Zaman zaman sinirli olabilir, bu gelişleri. Günün koşulları onu böyle asık yüzlü yapmıştır. İşte en büyük görevin o an başlayacaktır yavrum. Kocana o günü nasıl geçirdiğini sana anlatarak rahatlaması için fırsat hazırlamalısın. Bu davranışın çok sevindirecektir kendisini. Sevildiğini bilen erkek, eşini de sever yavrum. Görevlerini tam yapabilmen için, eski alışkanlıklarından ve genç kızlık rüyalarından sıyrılman gerektiğini sakın unutma. Eğer kendinde bu gücü bulamıyorsan, asla evlenmeye kalkışma. Çünkü karşındaki kişiyi mutsuz etmeye hakkın yok, yavrum.

Önemli noktalardan biri de, senin için değerli olmayan ufacık bir şey, onun için son derece değerli olabilir. İşte bu küçük ayrıntılar zamanla birleşir ve büyük olaylar yaratabilir, evliliğinde. O yüzden bu küçük şeyleri anında fark etmen ve kocanın düşüncelerine göre davranman gerekir. Unutma ki; erkekler çok çabuk duygu değişikliklerine uğrarlar. Kadın olarak buna katlanamayacağını hissedebilirsin. Hatta bu düşünce seni isyana sürükleyebilir. Ama evlilik sonu olmayan bir fedakarlık demektir. Sen verdiğin sürece, karşındaki de vermek zorunluluğunu duyacak ve böylece yuvanız huzurlu olduğu kadar, güçlü de olacaktır.

Şimdi uyarılarımın en önemli yerine geldim. Bu satırları bir çok defa okuyarak, söylediğim şeyleri anlamaya çalış kızım. Henüz çok genç ve tecrübesizsin. Bu yüzden de bazı noktaları anlamayabilirsin. Mektubumu yırtıp atma, aksine elinin altında istediğin an bulabileceğin bir yere sakla, kararsızlık içinde bocaladığın zamanlar açıp okur ve doğru yolu seçersin böylece. Erkekler genel olarak dekolte kadınlardan hoşlanırlar. Onlara hayranlıklarını ise, türlü şekillerde belirtirler. Sakın bu sözler seni açık saçık giyinme hevesine sürüklemesin. En büyük yanılgın bu olur. Çünkü hiçbir erkek karısını başkalarının da o gözlerle görmesini istemez ve buna dayanamaz. Aslında maskelenmiş ve gölgelenmiş bir güzellik çok daha çekicidir. Sen kocanın arzularına uy, çevrenin esiri olma.

Yine üzerinde durman gereken önemli noktalardan biri de, monoton kadın olarak gözükmemendir. Çünkü aşkı bu öldürür. Bazen sakın, bazen heyecanlı, bazen munis, bazen inatçı, bazen kaplan gibi yırtıcı, bazen de bir ev kedisi kadar sokulgan ve söz dinler olmalısın ki, kocan her şeyi sende ve yuvasında bulsun, gözü dışarıda olmasın.

Sana en son şunları söylemek istiyorum, yavrum; Hayatta ne ekersen onu biçersin. Kısacası mutlu olmak istiyorsan, önce mutlu etmelisin. Yolun ve geleceğin açık olsun kızım.

 

 

 


 BABALAR GÜNÜNE ÖZEL BABA KIZ DİYOLOGU 

0 yaşında 
Baba : Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı? Gözleri de bana ne kadar çok benziyor. 
Kızı : Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek. 

5 yaşında 
Baba : Prensesim benim, güzel kızım. Söyle bakalım baban sana ne alsın? 
Kızı : En çok babamı seviyorum. Babam, niye annemle uyuyor? Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin. 

10 yaşında
Baba : Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız? 
Kızı : Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi erkekle evleneceğim. Babam bu ay harçlığımı arttırır mı? 

15 yaşında 
Baba : Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı, bu gidişle başına kötü bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım. 
Kızı : Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım? 

20 yaşında 
Baba : Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da kazanmaya başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten. Evi de sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor. 
Kızı : Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor. Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli? Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım. Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık! 

25 yaşında 
Baba : Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte evleniyor. Zaten aramız eskisi gibi değildi. Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terkediyor. 
Kızı : Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor. Kendi hayalindeki damat değil ya! Sanki birlikte yaşayacak olan o. 

30 yaşında 
Baba : Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur. Hem torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki... 
Kızı : Babamları da çok ihmal ediyorum galiba. Yine telefonda çok üzgün geldi sesi. Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi. 

40 yaşında 
Baba : Kızım, benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona göre çağın gerisinde düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben yardım ederdim. Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı. Şimdi beni beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim. 
Kızı : Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor. Sürekli bir şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama. Ya ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım. 

45 yaşında
Baba : Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel. Gözüm arkada gitmeyeceğim. Her şeyi kendi başardı. Onunla gurur duyuyorum. 
Kızı : Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır değilim. İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten. Allah'ım onu benden alma! 

50 yaşında 
Baba : Dünyada mutlu kal kızım ! 
Kızı : Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım. Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım edecek bana? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol. Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben, arada sırada işaretler yolla mesela. Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım? 

55 yaşında 
Kadın : gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım. Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim, çünkü "keşke"lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum. Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni üzdüğüm her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu? Binlerce gözüyle, boşluktaki adam uzanır, düşsel bir incelikten onu kendi gecesine alır... 

Seni çok özlüyorum, dertleşeceğim, danışacağım kimsem kalmadı baba... Seni kaybettikten birkaç ay sonra bir oğlum oldu. Sana olan sevgimi oğluma verdim . Onda seni yaşıyorum, rahat uyu babacığım .

 

 Babamı istiyorum...

Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.
Çocuk babasına, “Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun” diye sordu …

Zaten yorgun gelen adam, “Bu senin işin değil” diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk “Babacım lütfen, bilmek istiyorum” diye üsteledi.

Adam “İllâ da bilmek istiyorsan 20 milyon” diye cevap verdi.

Bunun üzerine çocuk “Peki bana 10 milyon borç verir misin” diye sordu.

Adam iyice sinirlenip, “Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi, derhal odana git ve kapını kapat” dedi.

Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.

Adam sinirli sinirli “Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder.” diye düşündü.

Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, “Belki de gerçekten lazımdı…” Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı… Yatağında olan çocuğa, 


“Uyuyor musun” diye sordu.

Çocuk “Hayır” diye cevap verdi… “Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm. Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim” dedi…

Çocuk sevinçle haykırdı, “Tesekkürler babacığım…” Hemen yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı.

Adamın suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.

Bunu gören adam iyice sinirlenerek, “Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun..? Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok…” diye kızdı.

Çocuk “Param vardı ama yeterince yoktu” dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paraları babasına uzattı; “İşte 20 milyon… Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım..?”

 

 

 

 Paia ve seria'nin hikayesi.(Sarı Gül..) 
 
(...mutlu gecen zamanin ardindan...) 

Gunlerden bir gun daha once hic tanimadigi biriyle tanisti paia, sihirli kuresini sirtindaki heybesinde tasiyan bir buyucuyle. hic bilmedigi seyler anlatti bu yabanci paia'ya, seria'nin gizli bir dunyasi oldugundan bahsetti, aslinda o'nun paia'ya asik olmadigini, baska bir kizi sevdigini, hayatinin geri kalanini bu baskasiyla gecirmek icin planlar yaptigini soyledi. sihirli kuresinde seria'yi gosterdi o'na, kalbine girdi, kalbindeki diger yuzu gosterdi, kendisine hic benzemeyen bir diger kadinin yuzunu; buyucunun -seria'nin gercek aski olarak- gosterdigi bir baska kadinin. bilmedigi, taniyamadigi duygular ucustu kafasinin her tarafindan; kani cekildi, kalbi sizladi, vucudunun sogudugunu hissetti, gozlerinden yaslar dokuldu. suphelendi, uzuldu, agladi ilk defa. ne yapacagini bilemedi. sordu buyucuye, "nedir bu gozlerimden akan sey" diye. ama o akmaya devam etti cevabi dinlerken. ne olacagini kestirmeye calisti, "ne yapmaliyim" diye sordu bu kez o'na. buyucu "bir test yap" dedi, "benim geldigim yerde aski ifade eden yedi renk vardir. asik oldugunu gostermek isteyen erkek, her biri bu yedi rengin birinden olan gulleri sevdigi kadina verir. ama cok zordur bu gullerin hepsinin birden yetistigi yeri bulup, onlari getirmek. bu yuzden yedi gulu bir arada goren kadin onlari getiren erkegin gercekten kendilerine asik olduguna inanir ve erkegin askini kabul ederler. bunu iste seria'dan. onu alti kita otedeki tanrilarin dagina gonder. gokkusaginin bittigi yerde, gokkusaginin her bir renginin dustugu yerde o renkten guller var. birer tane iste. eger seni gercekten seviyorsa yapacaktir". sihirli kuresini cevirdi paia'ya dogru. gercekten de muhtesem bir manzaraydi onundeki cama yansiyan. guller inanlimaz bir renk cumbusu icindeydi, gokkusaginin tam altinda. gordugu resme asik oldu. sahip olmak istedi o gullere. farkinda olmadan dunyasini degistirdi. yalanla, kiskanclikla, huzunle ve acgozlulukle tanisti; icindeki ask -gozlerinden- terkederken vucudunu, bu yeni arzuyla yanip tutusmaya basladi kalbi: yedi renk gulun hepsine birden sahip olma arzusu. 

o gece seria'ya sarilmadi, sacini oksayan ellerini uzaklastirdi kendinden, opucuklerine karsilik vermedi. ve sonunda konusmaya basladi. seria'dan askini ispatlamasini istedi. tanrilarin dagindaki gokkusagini anlatti o'na, gullerden bahsetti, o gulleri kendisine getirirse -ancak- o'nun askina inanabilecegini soyledi. o'nu bir sene bekleyecek, bir sene icinde kucaginda yedi farkli renkli gul ile geri donmezse asklari sona erecekti. caresiz kabul etti seria. hemen yola cikti. balta girmemis ormanlari, caglayarak akan irmaklari asti; kizgin collerde yurudu; canavarlarla savasti, olumlerden gecti. en sonunda vardi tanrilarin dagina. gokkusagini gordu. gelirken gectigi her engeli bine katlayan zorluklari asarak vardi gokkusaginin bittigi yere. renklerin altinda dolasti. her renkten bir gul aldi, ve heybesine koydu. tam alti ay olmustu yola cikali. hemen basladi geri donusune. ormanlar daha bir tehlikeli, irmaklar daha taskin, coller daha sicakti; daha fazla canavarla savasmak zorunda kaldi, yine olumlerden gecti. koyune vardiginda paia'ya kostu. bir sene boyunca askinin bitip bitmesinden cok, gozundeki "gokkusagi/gul resmi"nin hayaliyle yasayan paia sevincle karsiladi seria'yi. hemen gulleri sordu. heybesini uzatti seria, ve coktu yere. nefes nefeseydi, bir senedir tek gece bile uyumamisti, cogu gunu ac gecirmis, kana kana su icmeyeli haftalar olmustu. o'nu yasatan sey paia'ya duydugu askti sadece. ve simdi bu aski butun dunyaya ispatlamak uzereydi artik. paia hemen acti heybeyi, ve icinden yedi adet gul cikardi. yedi adet sapsari gul. seria'nin cantasina bir suru farkli renkte koydugu, ama gecen alti ayda kuruyan/sararan yedi gul. hayal kirikligiyla sondu paia'nin parlayan gozleri, agzindan sadece bir kelime cikti: "bitti". firlatti gulleri adama dogru. bu kelimeyle birlikte bir damla yas suzuldu seria'nin gozlerinden, ve son nefesini verdi sessizce - gozleri sevdigi kadinin gozlerinde, son dayanagi kalbi kirilmis. 

bu manzaraya sahitlik edenlerin agizdan agiza anlatmalariyla, o gunden sonra sari gul ayrilik sembolu olarak bilindi hep. "bitti" demek icin bir isaret. oysaki butun duygular vardi o sarinin icinde. kimsenin bilmedigi, kimsenin gormedigi. ask vardi. ozlem, asalet, sehvet, mutluluk vardi; sonsuzluk vardi; fedakarlik, sadakat, guven, cesaret vardi, bir gokkusaginda butun insanlarin butun duygulari vardi. 

"sari gul" gercekten asik -bir renkte gokkusagi hayal edebilen- insanlar icin, butun bu duygular

Bilgiler (Tümü)