Ana Sayfa Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun.

Peygamber Efendimizin Gül Yorumu

“Gülün diğer çiçekler arasında üstünlüğü nedir?

Neden Peygamber Efendimiz’le gül özdeşleştiriliyor?”

Peygamber Efendimizin getirdiği eşsiz mesajdan anlıyoruz ki: Güller ve sair çiçekler Allah’ın eşsiz güzelliğini ve cemali isimlerini kainata ilan eden birer ilan namedir, birer mektuptur, birer mektubatı Samedaniyedir, güzele aşık insanoğluna birer rahmet mesajıdır, cemal perest insanlara gülen birer ayettir. Güller ve çiçekler, topraktan yürüyen ve ağacın bünyesinde derhal hayatla tanışan hayat sıfatına mazhar unsurların meyveye durmadan önceki son gülümseyişidir.

Yaratılışça ve sanatça gül, diğer çiçeklere nazaran fazlaca yaprak demetiyle sarmalanmış, kokusuyla, rengiyle, suretiyle, duruşuyla, asaletiyle sanat-ı İlah iyeyi vücudunda bayraklaştırmış. Bağların ve bahçelerin en latif tebessümü.

Her bir gül bir mühür, her bir çiçek bir imza. Her bir mühür ve imza, gül gibi, çiçek gibi yalnız Allah’a ait olan eşsiz bir sanat harikası ile insan oğluna arz edilmiş. Her bir gül, insan oğluna dostça uzatılmış, Allah’ın cemalini ve celâlini haykıran güler yüzlü birer şahadet parmağıdır.

Bahçeleri gülsüz, ağaçları çiçeksiz bırakmayan Fatırı Hakîm, kainat ağacını gülsüz bırakır mı? Kainat gülünü Cennetsiz bırakır mı? İşte kainat gülü Hazret-i Muhammed’dir . Kainat gülünün insanlara müjdelediği meyve de Cennettir. Nitekim Kur’an, kainat ağacında her iyi davranışa mükafat olarak sonsuz bir Cennet yaratıldığının müjdesi ile doludur.

Gül ve bülbül ifadelerinde şüphesiz mecaz hakim olmuştur. Bu mecazları hakikat ile yorumlamalıdır. Her gülün bir bülbülü olduğu temsilinden ve her bülbülün gülün yaratıcısına sayısız zikirlerle

hamd ettiği gerçeğinden hareket eden Bediüzzaman Hazretleri, Peygamber Efendimizi bülbüllerin en efdali sıfatıyla vasıflandırıyor.2 Çünkü Peygamber Efendimiz kainatta her gülün ve her gül değerinde zerrenin zikrini okuyan ve bu zikri Allah katına arz eden bir programla gelmiş ve bu programla insanlığı ebediyen kurtarmıştır.

Hiç şüphesiz tefekkür için tüm çiçekler en az bir gül kadar bulunmaz ve eşsiz birer yüksek değer taşırlar.

Tüm çiçekler rahmet-i Rahman’ın birer gülümsemesidir. Fakat örf-ü nasta tüm bitkileri temsilen, bitkiler içinde gül, çiçekler içinde sarı çiçek meşhur olmuştur. Malûm, Yunus da bir ilâhîsinde sarı çiçekle hasbi hal eder.

Üstat Bediüzzaman Hazretlerinin, tüm güller ve çiçekler adına, bir tepeciğin eteğindeki bir sarı çiçekle ilgili tefekkürünü hatırlayalım: “Bir bahar mevsiminde, garibene, mütefekkirane, seyahate gidiyordum. Bir tepeciğin eteğinden geçerken parlak bir sarı çiçek nazarıma ilişti. Eskiden vatanımda ve sair memleketlerde gördüğüm o cins sarı çiçekleri der hatır ettirdi. Şöyle bir mana kalbe geldi ki:

Bu çiçek kimin tuğrası ise, kimin sikkesi ise ve kimin mührü ise ve kimin nakşı ise, elbette bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler onun mühürleridir, sikkeleridir.

“Şu mühür tahayyülünden sonra, şöyle bir tasavvur geldi ki: Nasıl bir mühür ile mühürlenmiş bir mektup, o mühür, o mektubun sahibini gösterir; öyle de, şu çiçek, bir mührü Rahmanidir. Şu enva-ı nakışlarla ve manidar nebatat satırlarıyla yazılan şu tepecik dahi bu çiçek Saniinin mektubudur. Hem, şu tepecik dahi bir mühürdür. Şu sahra ve ova bir mektubu Rahmani hayatını aldı.

“İşbu tasavvurdan şöyle bir hakikat zihne geldi ki: Nasıl bir mühür ile mühürlenmiş bir mektup; o mühür, o mektubun sahibini gösterir. Öyle de; şu çiçek, bir mührü Rahmanîdir. Şu enva’-ı nakışlarla ve manidar nebatat satırlarıyla yazılan şu tepecik dahi, bu çiçek Sanii’nin mektubudur. Hem şu tepecik dahi bir mühürdür. Şu sahra ve ova bir mektubu Rahmanî hayatını aldı. İşbu tasavvurdan şöyle bir hakikat zihne geldi ki: Her bir şey, bir mührü Rabbanî hükmünde bütün eşyayı kendi Halkına isnat eder. Kendi kâtibinin mektubu olduğunu ispat eder. İşte her bir şey, öyle bir pencere-i tevhididir ki, bütün eşyayı bir Vahid-i Ehad’e mal eder. Demek her bir şeyde, husussan zihayatlarda öyle harika bir nakış, öyle mucize kar bir sanat var ki: Onu öyle yapan ve öyle manidar nakşeden, bütün eşyayı yapabilir ve bütün eşyayı yapan, elbette O olacaktır. Demek bütün eşyayı yapamayan, bir tek şeyi icat edemez.

Alıntıdır.

Bilgiler (Tümü)